"Enter"a basıp içeriğe geçin

Ho ho ho! Elveda 2018.

Dudaklarım kilitli. Hoşçakal bugün.
Sen de yolcusun, dünlerimde sorgusun
ve 24’lük yorgunsun.
Git de dinlen gidenlerle!
Yarınım kapıda bekliyor ve son veda zamanı.

Akıp giden zaman için yapılan en güzel tasvirlerden biri bence. Duygusal bir giriş yapmış olsam da birçok yönüyle verimli bir yıl oldu benim için. Dolayısıyla gelecekteki Ben’e not bırakmanın tam zamanı bence.

Öncelikle 2018’de, 2017 yılının son çeyreğinde ufak da olsa tereddütle verdiğim bir iş değişikliği kararının verdiğim en iyi karar olduğuna emin oldum. SmartGift ekibinde Backend Developer olarak çalıştığım 2018 yılında bir çok yönden kendimi geliştirme imkanı buldum. Birincil olarak şirketin merkezinin New York’da olması ve patronların yabancı olması yurt dışında iş akışlarının nasıl olduğunu görmek yönüyle oldukça faydalı oldu. Ayrıca bu kadar kibar ve çalıştığı kişilere çok önem veren patronlara sahip olmak herkese nasip olmaz 😉 (Yağcılıktan değil muhtemelen yazdıklarımdan haberleri olmayacak). Ayrıca Gebze Teknik Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümünde yüksek lisansa başladım. Bu konuda çok zorlu zamanlar geçiriyor olsam da 2019 yazısında üstesinden gelip gelemeyeceğime bakarız.

Fark ettim ki iş ortamınızdaki sıkıntıları giderdiğinizde sosyal hayatınıza daha fazla önem verebiliyorsunuz. Neticede hepimiz hayatımızın çok büyük bir kısmını iş yerinde geçiriyoruz. 2018 ‘i güzel yapan bir diğer olay ise hayatımın en güzel tatillerinden birini yapmış olmam. Her zaman kafamın bir köşesinde arabanın arkasına çadırı koyup istediğim yöne doğru sürmek vardı. Benimle aynı zevkleri taşıyan abilerim olduğu için de yoldaş bulmakta zorluk çekmedim. Aynen kafamdaki gibi arabanın arkasına çadırı koyup Ege kıyılarına doğru sürmeye başladık.

İstanbul’dan başlayan yolcuğumuzun ilk durağı Didim/Aydın oldu. Çadır konusunda hepimiz çok tecrübesiz olduğumuz için önce nereye çadır kuracağımızı çok bilemedik. Bir yandan çadır kamplarını araştırırken öteki yandan sahil boyunca gezip uygun bir yer aradık. Çadır kampı olmasa da sahile 100 metre mesafede çadır için uygun bir yer bulabildik. Çadırla tatil yapmak isteyenlere vereceğim ilk tavsiye: Gündüzü değil geceyi düşünün 🙂 Çadırla tatile çıkıp da , şarjlı lamba almayı unutur mu insan? Siz unutmayın. Neyseki hepimiz yorgun olduğumuz için gece uzun sürmedi. Ertesi gün marketlerden geçici birşey bulabildik. İstanbul’da hafta sonu gidip yüzmeye çalıştığımız Şile sahilinden sonra Altınkum’daki su gerçekten altın gibi değerliydi. Ne yazık ki insanlarımız sahillerimizi temiz tutamasa da çarşaf gibi deniziyle Altınkum harikaydı. Ayrıca akşamları oldukça renkli bir merkezi var. Gece hayatı , Club veya benzeri bir kültürüm olmadığından çay içeceğim sıcak bir yer bulunca bana yetiyor.

Fark ettim ki sahilin fotoğrafını hiç çekmemişim. Suyu bulunca aklıma gelmemiş demek ki.

Didim’den sonraki durağımız Bodrum/Muğla oldu. İşin aslı Altınkum’da kurduğumuz çadır denize o kadar yakın ve bir o kadar da sakin bir noktadaydı. Nerdeyse sahil sadece bize aitti. Dolayısıyla gideceğimiz diğer yerlerde de benzer bir durumun beklentisi içerisindeydik. Lakin Temmuz ortalarında Bodrum’un sakin olması gibi bir durum söz konusu değil. O kadar kalabalıktı ki yemek yedikten sonra Bodrum merkezde vakit geçirmeyi hiç istemedik. Hepimiz civar koyları gezip sakin bir yer bulmayı istiyorduk. Bir kaç koyu gezdikten sonra sakin Mazı Koy’a vardık. Burası tam istediğimiz gibi sakin ve çadır kurmaya müsait bir alandı ancak denizi aşırı dalgalı ve yüzmesi bizim için imkansızdı. Bölgeyi bilen birkaç kişiyle konuştuğumuzda ay dönümü olduğu için çok dalgalı olduğunu söyledi. Zamanımız kısıtlı olduğu için yolumuza devam etmeye karar verdik.

Aslında Bodrum’dan sonra hepimizin görmeyi istediği yer Fethiye idi ancak yol üstünde Ören Köyü civarlarında yemek yemek için durduk. Mekan sahibi kesinlikle Akbük ve Akyaka’yı görmeden gitmememiz gerektiğini söyledi. Mekandan ayrılırken rotamız hiç değişmemişti ancak Muğla Akbük Koyu üzerinden geçerken manzaraya hayran kaldık ve hiç düşünmeden direksiyonu kırdık. Sadece geceyi geçirip sabaha tekrar yola çıkmayı düşünürken 2 gün boyunca Akbük’te kaldık. Tekrar gitmek isteyeceğim bir yer varsa rahatlıkla söyleyebilirim ki orası Akbük Koyu. Kendimizi kıyıda kalmış kimsenin bilmediği bir yeri keşfetmiş gibi hissediyorduk. Koya indiğimizde Barbaros’un mekanı diye bilinen bir çadır kampta konakladık. Kendi çadırımızı kurmakla uğraşmadan hazır çadırlardan birini kullandık. Eğer yolunuz düşerse kesinlikle uğramalısınız! Çadır kamp olduğu için elektrik konusunda hiçbir sıkıntı yaşamadık ve kamp sahibi bize her konuda çok yardımcı oldu. Denize girilecek en güzel noktaları gösterdi. Bu tatilde en huzurlu olduğum ve en çok dinlendiğim nokta Akbük Koyu oldu.

Akbük’de 2 gün geçirdikten sonra yol üstündeki Akyaka aklımızı kurcalasa da rotamızı Fethiye’ye çevirdik. Fethiye konusunda çok yorum yapma gereksinimi duymuyorum. Birçok etkinliğe ev sahipliği yapan Fethiye doğal güzelliklerle birleşince insanların ilgi odağı oluyor. Dolayısıyla kamp alanlarında boş yer bulmak oldukça zor. Bu sene yapamasam da ileriki senelerde Fethiye yöresinde tekne turu ile araçla ulaşılamayacak koyları yakından görmek istiyorum.

Aslında rotayı Fethiye’de bitirmeyi planlarken, keyfimize uygun bir yer bulamadığımız için kendimizi Kaş/Antalya yolunda bulduk. Buraya hava karardıktan sonra varacağımız için gitmeden kamp alanını ayarlamak istedik. İnternet üzerinden bulduğumuz bir kamp alanıyla anlaştık. Sahil ile arasında oldukça mesafe olmasına rağmen dağ yolları içerisinde belki de en otantik kamp alanımızdı.

Kaş/Antalya

Bu kadar güzel kamp alanımız olmasına rağmen kamp alanında en az vakit geçirdiğimiz zaman Kaş olsa gerek. Ancak Kaş’ı ne kadar gezsek az kalırdı ve bizim sadece 2 günümüz kalmıştı. Birinci günü oldukça bilinen Patara ve Kaputaş plajlarına gittik. Bizim bulunduğumuz gün deniz insan dövercesine dalgalıydı. Artık dalgaların bizi alabora etmesini oyun haline getirmiştik ve her nolursa olsun plajlar görülmeye değerdi. Şu zamana kadar gördüğüm en temiz, bakımlı ve uygun plajlar olduğunu söyleyebilirim. İstanbulda şezlong başına 25₺ isteyen kıytırık işletmelerden sonra Kaputaş Plajı 7.5₺ şezlong ücreti ile oldukça uygun. Ayrıca Kaputaş plajındaki belediye tesisinde ürünlerin fiyatları da oldukça normaldi. Tuvalet ve duş hizmetleri ise halk plajlarında nadir bulunur kaliteye sahipti. Bu nedenle Antalya Büyükşehir Belediyesini tebrik etmeden geçmemek lazım.

Kaşta geçirdiğimiz ikinci günde ise tekne turu yapmayı tercih ettik. Bu tur ile Kekova bölgesini, İnönü Koyu’nu, Akvaryum Koyu’nu, Kaleköy’ü, Batik Şehir’i gezme imkanımız oldu. Söylemeliyim ki Akvaryum Koyu adının hakkını fazlasıyla veriyor ve Kaleköy’de yediğim dondurmayı başka bir yerde bulabileceğimi sanmıyorum.

Böyle bir tatilden sonra bayram vesilesiyle memlekete ailemin yanına da gittim. Yine abilerimle gidiş yolu uzatıp önce Göreme’yi gezip ardından gün doğuşunu izlemek için Nemrut Dağı’nı ziyaret ettik. Nemrut Dağının tepesine çıktığımızda oldukça soğuk bir havayla karşılaştık ancak gece yıldızları ve ardından gün doğumunu izlemek paha biçilmez.

Bitti mi ? Bitmesin!

Yanınızda ruh eşiniz yoksa dünyanın en güzel yerlerini de görseniz eksik kalıyorsunuz. Hayat arkadaşım -nisam- ve çok değer verdiğim kardeşlerim ile birlikte haftasonu gezisi planladık ve Danışmend Orman Kampında bir gün geçirdik. Yaz sezonunun sonları olması nedeniyle oldukça sakin ve tam gönlümüze göre bir kamp yeri bulduk. Günün tadını doyasıya çıkardıktan sonra Erikli’yi ziyaret ettik. Çok kısa olmasına rağmen hayatımda asla unutmayacağım bir gün oldu.

Bu güne kadar hiç bu kadar uzun yazmadığımı hesaba katarsak güzel gezmişim diyorum. Ama geri dönüp baktığımda bu yaşa kadar aklım nerdeydi diye de kendime soruyorum. Velhasıl güzel bir yıl oldu.

Gelecek yıla dair planlarım:

  • Yüksek lisans eğitiminden olabildiğince güzel faydalanmak ve bitirebilmek
  • Hava güzelse evde durmamak. Mümkünse İstanbul dışında kamp yapmak. Mümkün değil ise İstanbul içerisinde gezmek
  • Meslek gereği sürekli yeni şeyler okuyup araştırmaya önem veriyorum ancak elime bir kitap alıp biraz bilgisayardan uzaklaşmam gerek. Yıl boyunca makul sayıda kitap okuyup kitaplığımı yeniden canlandırmak
  • Blog yazmaya daha fazla önem vermek. Derin öğrenme ve doğal dil işleme alanlarında bir blog serisi hazırlamak.

Her yeni yıl için söylediğim gibi;
Hayırlısı.